SarikayaCafer Web Site
     
Hoşgeldiniz
Willkommen auf unserer Webseite!

Mein Name ist Eşkıya und ich bin der Webmaster dieser Webseite.

Diese Seite wurde mit Hilfe von MyHeritage.com erstellt. Das ist ein großartiges System, das es jedem ermöglicht, eine Seite für seine Familie zu erstellen und seinen Familienstamm- baum im Internet zu veröffentlichen.
Wenn Sie Kommentare oder Feedback zu dieser Seite haben, klicken Sie bitte auf burayı, um mich zu kontaktieren.
Soyağacımız bu siteye çevrimiçi olarak gönderilmiştir! Soyağacımızda 129 isim bulunmaktadır. En yakın etkinlik Döndü doğumu (1 Tem 1849). En yakın gerçekleştirdiğimiz etkinlik <Gizli> Aslan doğumu (24 Nis 2008).
Die Seite wurde zuletzt am 17 Kas 2008 aktualisiert und hat derzeit 12 registrierte(s) Mitglied(er). Siz de üye olmak istiyorsanız, lütfen burayı'e tıklayın.

Viel Vergnügen!

 

Kapat
 
Yeni ne var
 
Haber konuları
Medya : Hocalar kapisti
Eşkıya tarafından 17 Kas 2008 10:49 tarihinde eklenmiştir
Hocalar kapıştı!
Yaşar Nuri Öztürk ile Mehmet Şevket Eygi'nin köşe savaşında şok sözler

Hürriyet yazarı Öztürk ile Milli Gazete yazarı Eygi'nin köşelerinden sürdürdüğü tartışma fena kızıştı. İşte Yaşar Nuri Hoca'nın bugünkü çok sert cevap yazısı:

Hurafe soytarısına açık mektup (1)

Sen!

Dişleri dökülmüş, gözlerinin nuru uçmuş, fesat ve gıybet yaratığı hurafe soytarısı!

Sen bir zamanlar ‘Yeşil Kuşak İslamı’ adındaki ABD yapımı sömürü dinine ve emperyalizme uşaklık ediyordun, şimdilerde ise itibar göremediğin bir cemaate öfken yüzünden ABD ve dinler arası diyalog düşmanı kesildin.

Ona buna ‘din baronu’ diye saldırıyorsun.

Uzun zamandan beri sakladığın paslı dişlerini yeniden çıkararak, ‘ikiyüzlü varakpâre’de iki kez de bana saldırmışsın.

Neymiş efendim!



Ben, Hürriyet Com.tr’deki ‘Korsan İslamlar’ başlıklı yazımda “İslam Kur’an’dadır, gerçek İslam’ı Kur’an’da bulursunuz Batılıların icat ettikleri Ilımlı İslam’da, BOP İslamı’nda değil” demişim.

Allah şehadetini kabul etsin!

Evet, aynen öyle diyorum. Bununla kastettiğim, Kur’an’ın onaylamayacağı bütün ‘sözde İslamlar’ı dışlamaktır.

Sen buna katılmıyorsun, denetim hakkını Kur’an’a vermeyi kabul etmiyorsun.

Allah, beni benim bu imanımla, seni de senin o imanınla haşretsin! Kimin âhiretinin berbat olduğunu o zaman görürsün.

Benim ‘Kur’an’daki İslam’ adlı kitabımı, söz ve söylemimi sünneti dışlamak olarak anlamak tam bir ahmaklık, bunu halka bu şekilde propaganda etmekse tam bir namussuzluktur.

Kur’an, “Peygamber’e uyun!” demiyor mu? Defalarca diyor. O halde, Kur’an’daki İslam, Peygamber’e uymayı otomatik olarak içermektedir.

Haysiyetsiz yobaz! Bir adam, hem Kur’ancı hem de Kur’an’ın tebliğcisi olan Hz. Peygamber’i dışlayıcı nasıl olur? Senin ruhun, idrakin, vicdanın, insanlığın, insafın yok mu?

Senin hiç değilse hayvanlığın da mı yok?

Benim ‘Kur’an’daki İslam’ demem, İslam’ı anlatırken bu tarzı seçmem, tevhit dininde din adına son sözü söyleyen kaynağın da tek olması gerektiğine vurgu yapmak içindir. Elbette ki İslam’ın din kaynağı denince sadece Kur’an’ın anlaşılmadığını biz de biliriz. O bir teknik, ilmî meseledir. Benim söylediğim ise İslam’ın temel ilkesi olan tevhit (birlik) umdesine vurgu yapmaktır.

Aynı vurgu, benim ifadelerimin aynısıyla, yüzlerce muvahhit bilgin tarafından asırlardır yapılıyor. Bu vurgu, benden daha ısrarlı ve keskin ifadelerle Gazalî gibi bir bilgin tarafından bile eseri el-Müstasfa’da yapılmıştır.

Sen bunları bilir misin? Bilebilme şansın var mı?

Ben, ‘Kur’an’daki İslam’ derken ilk miyim, tek miyim? Hayır! Benden önce yüzlercesi var. Ben gökten inmedim, yerden bitmedim. İslam mirasının eserlerini, ulemasını izleyerek bu noktalara geldim.

Hayatımda bir gayrımüslim okulun önünden bile geçmedim. Baba ocağında, aynı zamanda hocam olan babamdan ana dilimden önce Kur’an dilini, Türk alfabesinden önce Kur’an alfabesini öğrendim. Türkiye’de ve Batı mekteplerinde 30 yıl Arap Dili ve Edebiyatı, Kur’an ilimleri okuttum.

Bütün bunlardan sonra, her şeyi bir kenara koyup da senin gibi hurafeci, örtülü şirk hamallarından din mi öğreneceğim?

Dinde son sözü söyleyecek kaynak vurgusu başkadır, dinin kaynakları vurgusu başkadır. Sen bunların farkını anlayacak ilme, irfana, deneyime, en önemlisi iyi niyete sahip misin?

Bütün kaynakların son denetleyicisinin, son hüküm merciinin Kur’an olduğunu, olması gerektiğini inkâr edebilir misin? Edersen, İslam adı altında İslam düşmanı oryantalistlerin ekmeğine yağ sürmüş olmaz mısın?

Benim anlatmak istediğim işte bu.

Ama senin gibi kara cahil bir hurafe soytarısı bu incelikleri ya hiç anlamıyor yahut da anladığı halde iblisane bir siyasetle anlamazlıktan geliyor. Kalem elinde, aklına geleni yazıyorsun. Sömürdüğün tek şey, bu konuları gereğince bilmeyen halkın duygularıdır.

Buna tenezzül edecek kadar düşük bir adamsın sen. Tıpkı bütün hurafeci, echel yandaşların gibi…

Bir defa şunu bil:

Ben, Kur’an’ı, en büyük hocam olan babamın önünde üç yaşında öğrendim, 9 yaşımda ezberledim. Onbeş yaşıma geldiğimde, yine o babanın verdiği eğitimle, İslam din kaynaklarının ana kitaplarını özgün dillerinden okuyabiliyordum. Sonraki yıllarım ve hizmetlerim, milletimizce bilinmektedir.

Senin gibi kıskançlık marazına yakalanmış nankörler itiraf etmese de, kırk yılı aşkın zamanım, şükürler olsun, İslam’a, insana, ilme, irfana hizmetle geçti. Binlerce öğrencim ülkenin dört bir yanında hizmet vermektedir. Her biri ‘best seller’ olmuş altmış küsur kitabın altında imzam var.

Ve hâlâ sürüp giden hizmetlerimin heyecanı ve şükrü içindeyim.


ELLİ YILDIR SEN NE YAPTIN, SÖYLE!

Aşağı yukarı aynı yaşlardayız. Bu süre içinde sen ne yaptın, söyler misin?

Daha bir eleştiri yazısını, muhatabının adını açıkça zikrederek yazacak mertliğe ulaşamamışsın. Kancık bir eda ile kıvırıp duruyorsun.

Ama yazamazsın! Hayatında bir gün olsun maskesiz dolaşmadın mertçe, yiğitçe konuşmadın.


İslam tarihi, İslam fıkhı ile ilgili eleştiriler yaptığım için, beni, ‘ulemaya kafa tutmak’la itham ediyorsun.

Senin Müslümanlığın bu mu!


Eleştirisiz ilim, irfan, tekâmül olur mu? Eleştiri yapmayacaksak yıllarımızı bilgi edinmek için neden harcadık?


Kur’an bize, kendisinden başka eleştirilmez kitap, Hz. Peygamber’den başka eleştirilmez kişi olmadığını öğretmedi mi? Bunun aksini düşünmek şirk alâmeti değil midir?


Sen Şintoist misin? Ecdada, ulemaya mı tapıyorsun sen?

Ben Kur’an müminiyim. Ulemayı hem başımın üstünde tutacak kadar sever, sayarım hem eleştiririm. Ulema bundan asla rahatsız olmaz. Sen kimsin de ulema adına ahkâm kesiyorsun!

Senin gibi kara yürekli eblehlerin, ‘tekfir’ edecek kadar saldırdıkları İmamı Âzam’ın, sahabîleri bile eleştirdiğini bilmez misin? Nitekim İmamı Âzam, bu tavrı yüzünden senin gibi echel yobazların ağır hücumlarına uğramıştır. Sen bunları belki de bilirsin ama hesabına, saplantılarına ters düştüğü için saklarsın. (devamı yarın)



Gazetevatan.com Servisleri
Sitene Ekle Alexa Toolbar
XML/RSSWAP/PDA
Haberi Paylaş
Google YahooFacebook
Del.icio.usDiggHaber.gen.tr
OKUYUCU YORUMLARI Yorum Yapmak İçin Tıklayınız
caglar sekmen (164) [Tüm Yorumları]
17.11.2008 18:21:05
O yobaz herif Yasar Nuri nin tirnagi bile olamaz. Inandigi sahte dini birde utanmadan hakli cikarma gayretinde. En buyuk gunahi boyle adamlar isliyorlar iste.
% 0
% 0
% 0

Kadir Soydan (673) [Tüm Yorumları]
17.11.2008 18:16:44
Yaşar Nuri Öztürk'ün,bu ve bunun gibileri kaale alıp cevap vermesini anlamadım.Kim ki bunlar?Kerameti kendinden menkul olanlar.Başka bir şey değiller.
% 100
% 0
% 0
1 kişi oyladı

sühendan köylü (46) [Tüm Yorumları]
17.11.2008 18:12:53
Öfke bulaşıcı bir hastalık gibi her kesimde hızla yayılıyor.İnsanlar sevgi, hoşgörü ve saygıyı özler hale getirildi.
% 0
% 0
% 0

kamil çalık (1) [Tüm Yorumları]
17.11.2008 18:06:29
Saygıdeğer hocam ağzınıza sağlık cok güzel yazmışsınız. Anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az. Umarım bu kişilerin arkasından giden insanlar birgün gerçeği görürlerde bunların gerçek yüzleri ortaya çıkar.
% 100
% 0
% 0
3 kişi oyladı

ibrahim şahinol (6) [Tüm Yorumları]
17.11.2008 18:03:50
işte kafa yapısı ARAP MİLLİYETÇİLĞİNDEN VE ARAP MİLLİYETÇİSİNDEN ne beklenir AYIP AYIP YAŞAR HOCA!! ne güzel düzenleri vardı neden düzenlerine çomak sokuyorsun.
% 50
% 0
% 50
2 kişi oyladı

Toplam 103 yorum yapılmıştır, tüm yorumları okumak için tıklayınız...
0 yorum|0 görüntüleme|Bütün makaleyi görüntüle

Medya : ÇAPRAZ SORGUDA ŞAŞIRDI!
Eşkıya tarafından 14 Kas 2008 15:28 tarihinde eklenmiştir
ÇAPRAZ SORGUDA ŞAŞIRDI!

Muhsin KÜÇÜK - Salim YAVAŞOĞLU SİLİVRİ’DEN BİLDİRİYOR


Bombalara rağmen geri döndü
Silivri’de dün yapılan 13. duruşmaya, 3 numaralı sanık Ali Yiğit’in, çelişkili ifadeleri damgayı vurdu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, Yiğit’e “Evde polisleri görünce bombalar olduğunu bilerek, eve geri döndün. Doğaya aykırı bir şey bu” dedi.


Kemal Alemdaroğlu isyan etti
Alİ Yiğit’e bir tepki de tutuksuz sanık Kemal Alemdaroğlu’ndan geldi: Manavda çalışan asgari ücretli biri araba alıyor, polisle kelepçesiz açık havada yemek yiyor! Ben bu adamın iddiaları nedeniyle mi yargılanıyorum...



ÇELİŞKİLİ İFADE VERDİ
Mahkemede ŞAŞIRDI


* Ümraniye davasının 13. duruşmasına kilit sanık Ali Yiğit’in sözleri ile suçladığı kişilerin çapraz sorgusu damga vurdu


* Bombalara rağmen eve geri döndüğünü söyleyen Yiğit, Hakim Şengün’ü de şaşırttı: Doğaya aykırı bir şey bu


Ümraniye davasının kilit ismi Ali Yiğit, çapraz sorguda şaşırınca, sorulara çelişkili cevaplar verdi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki görülen davanın 13’üncü duruşmasında, kilit isim konumundaki 3 numaralı sanık Ali Yiğit ifade verdi. Davanın ana delilini oluşturan Ümraniye’deki bombaların bulunduğu gecekonduda bir süre oturan Yiğit, Emniyet’te verdiği ifadelerin tümünün geçerli olduğunu söyledi. Sanıklardan emekli astsubay Oktay Yıldırım’ı, 4 yıl önce dayısı Mehmet Demirtaş’ın LPG istasyonunda tanıdığını ifade eden Yiğit, “Yıldırım beni tanımadığını iddia ediyor. Yıldırım beni göz aşinalığı ile değil, çok iyi tanıyor” dedi. 2005’te askerden geldikten sonra bir manav dükkanı açtığını kaydeden Ali Yiğit, Oktay Yıldırım’ın zaman zaman buraya gelip çalışanlara bile karıştığını iddia etti.

Bombayı ihbar eden babam
Ümraniye’de oturduğu gecekonduda el bombaları bulunmadan 3 ay önce babasının çatıda askeri sandık gördüğünü, bunu da dayısı Mehmet Demirtaş’a söylediklerini anlatan Yiğit, “Dayım bunların Oktay Yıldırım’a ait olduğunu ve kimseye bir şey söylemememizi istedi. Bir şey olursa içeriden çıkamayacağımızı da söyledi. Babamın da memlekete gitmeden önce el bombalarını ihbar ettiğini bilmiyordum” diye konuştu. Manavdan ayrıldıktan sonra taksicilik yapmaya başladığını, el bombaları bulunmadan
20 gün önce gecekonduyu boşalttığını öne süren Ali Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:

Tesadüfen oradan geçiyormuş

“Taksi ile bu tesadüfen gecekondunun önünden geçerken polisleri gördüm. ’Bu evde ben duruyordum’ diyerek ne olduğunu sordum. Bana ihbar olduğunu arama yapacaklarını söylediler. Evin anahtarını dayım bana güvenmediği için ağabeyime vermişti. Polislerin arabasına binerek ağabeyimden anahtarı almak için yanına gittik. Daha sonra eve geldik, polisler arama yaptı. Bu sırada ben de yanlarında idim. ’Eve zarar verilmediği ve bombaların bulunduğu’ şeklindeki tutanağı imzaladım. Karakolda da bütün bildiklerimi, dayımın bana söylediklerini anlattım.”


Hakim ikna olmadı
Ali Yiğit’in çelişkili cevapları mahkeme heyetini de hayretler içinde bıraktı. İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün, Yiğit’in çelişkili cevap verdiğini şu sözlerle dile getirdi: “Evde polisleri görünce bombalar olduğunu bilerek, eve geri döndün. Eve neden geri döndün?
Doğaya aykırı bir şey bu.” Şengün’ün bu sorusuna Ali Yiğit şu yanıtı verdi: “Evde
polisleri görünce kaçma gereği duymadım.Kalabalığı görünce eve gittim. Polisler ‘kimsin’ diye sordular. Ben de ‘daha önce evde oturdum’ dedim. Kapıyı zorluyorlardı. Ben de ‘zorlamayın, anahtarım var’ dedim. Gidip anahtarı polislerle aldık.” Mahkeme Başkanı Şengün’ün, “Evi boşalttığın halde anahtar sende neden duruyordu?” sorusuna Yiğit, “Anahtar bendeydi. Kardeşimin yanında duruyordu” karşılığını verdi.


Sürekli tehdit ediliyormuş
Ali Yiğit, bombaların bulunmasının ardından verdiği ifade nedeniyle hem kendisinin hem de ailesinin tehdit edildiğini söyledi. Suçlamalar nedeniyle bir süre tutuklu kalan Yiğit, “İfademi değiştirmek istemiyorum. Telefon kaydım geriye doğru incelenirse kimlerin tehdit ettiği ortaya çıkacak” dedi.



Avukatla görüştüğü yeri unuttu
Tutuklu sanıklardan Oktay Yıldırım (O.Y.), Ali Yiğit’in (A.Y.) ifadesine isyan ederek, Yiğit’i soru bombardımanına tuttu. İşte Yıldırım Yiğit arasında geçen diyalog:
“O.Y: 2007 nisan ve mayıs aylarında nerede yaşadın?
A.Y: Ağabeyimin evinde kaldım. Yakalandığım tarihe kadar da ağabeyimdeydim.
O:Y: Nisan ve mayıs ayları arasında 3 ay var. İfadende ağabeyinin evinde 15 gün kaldığını söylemiştin. Bu saçmalık. Kuvai Milliye’yi nereden biliyor?
A.Y: Elindeki kağıtlarda gördüm. Kuvai Milliye takvimleri geldi önce. Ondan sonra sordum.
O:Y: Evde arama yapıldığında dayısın da var mıydı yanında?
A.Y: Hayır yalnızdım.
O:Y: Çatıya ilk çıktığında kutu neredeydi. Elektrik direği çatının neresinden geçiyor?
A.Y: Sağda duruyordu kutu. Elektrik direğinin nerede olduğunu hatırlamıyorum.
O:Y: Muzaffer Tekin adını nerede duydun. İfadene bu adı kim yazdırdı.
A.Y: Kimse yazdırmadı. Danıştay olayında basından öğrendim.
O:Y: Danıştay nedir?
A.Y: O kadar edebiyat bilmiyorum. Çalışmaktan okuyamadım.
O:Y: Babasıyla ihbar konusunda pazarlık yaptığı söyleniyor. Evde arama saat kaçta yapıldı.
A.Y: 4’te yapıldı.
O:Y: Sanık bahsettiği avukatla hangi evinde görüştü.
A.Y: Bayrampaşa olabilir. Avukatıma sorun.
Araya giren Mahkeme Başkanı Köksal Şengün: Bir avukatla nerede görüştüğünü nasıl bilmezsin. Avukatın yanında mıydı?
A.Y: Bayrampaşa veya Tekirdağ’daydım.
O.Y: Bayrampaşa ve Tekirdağ cezaevlerine böyle bir görüşme olup olmadığının sorulmasının, Ali Yiğit’in telefonlarının dinlenip dinlenmediğinin de sorulmasını istiyorum. Gözaltındayken, polisle dışarıda yemek yedi mi? Elleri kelepçeli miydi?
A.Y: Tatbikat için gittiğimizde acıktığımı söyledim yemek yedik. Ellerim kelepçeli değildi. Çok rahattım.
O.Y: Bombalarını bulunduğu kolinin bandı ne renkti.
A.Y: El bombaları ve siyah bir kutu olduğunu gördüm Kahverengi koli bandı vardı.
O.Y: Bombalar bulduğunda, babası ne olduğunu sorduğunda babasına ne yanıt verdi.
A.Y: Babam sordu, bilmiyorum dedim. Sonra gidip beraber baktık.
O.Y: Ali Yiğit, kutuda C-4 bombaları olduğunu iddia etmiş. C-4’leri nereye koydu
A.Y: Ben C-4 olduğunu söylemedim.



Kerinçsiz: Baban mı ihbar etti?
Ümraniye davası tutuklu sanıklarından Kemal Kerinçsiz (K.K.) de şahsına yönelik suçlamalar nedeniyle Ali Yiğit’e (A.Y.) sorular yöneltti.
K.K: Ben kendisin ne zaman aramışım
A.Y: Kemal Bey, tutuklanmadan 3-4 ay önce beni
aradı.
K:K: Benim yerime başkası aramış olabilir mi?
A.Y: Evet olabilir. Ama sesinden hatırlıyorum.
K:K: Lokantada ona baskı yapıldı mı yoksa doğruyu söylemesi mi istendi.
A.Y: Kimseden baskı görmedim. İfademdeki bazı yerleri değiştirmemi istediler. Muzaffer Tekin’in siyah Mercedes’le manavıma gelmesi gibi.
Mahkeme Başkanı Şengül: Sen o sözleri baskıyla mı söyledin
A.Y: Hayır. Kafamda Muzaffer Tekin’in gelmediği netleşti.
K.K: Kendi avukatının yanında başka bir avukatla savcıyla görüşmeye gitmesini söyledin mi?
AY: Söyledi, ben kabul etmedim. Başka bir avukat daha olsaydı kafam daha çok karışacaktı.
K.K: Oynanan oyun bu zavallı çocuk zerinden oynanıyor. Muzaffer Tekin’i tanımadığını, basından gördüğünü söylemiş mi? Gazete ve televizyon takip etmediğini söylediği halde bunu nasıl öğrenmiş. Muzaffer Tekin’in ismi polis tarafından mı söylendi.
A.Y: Hayır. Tekin’in ismini basından gördüm.
Mahkeme Başkanı Şengül: Lokantada sana vaatte bulunuldu mu?
A.Y: Kimse tarafından baskı görmeyeceğim söylendi. Rahat edeceğim ve babamı suçlamam söylendi. Babam silah kaçakçılığı yapıyordu.
K.K: Ev, araba vaadinde bulunuldu mu lokantada?
A.Y: Hayır.
K.K: İhbarı baban mı yaptı?
A.Y: Bilmiyorum. Yapacağını söylemişti. Beni cezaevinde ziyarete geldiğinde ihbarı kendisinin yaptığın söyledi. Baskı altında olduğu için ihbarı babamın yaptığını söylemedim. Babam, bombaları gördükten 3-4 ay sonra ihbar etti. Benim evi boşatmamı beklemiş.



Yiğit, ‘polis muhbiri’ iddiası
Ümraniye davası tutuksuz sanıklarından Ali Yiğit hakkındaki iddialara bir yenisi daha eklendi. Duruşmada söz alan davanın tutuklu sanıklarından Hayrettin Ertekin, Ali Yiğit’in polis muhbiri olduğunu öne sürdü. Ertekin, Ali Yiğit’in bir servis minibüsü aldığını ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü emrindeki bir araçla taksicilik yaptığını iddia etti. İddialar üzerine söz alan Ali Yiğit, “Servis minibüsünü 40 milyara aldım. 20 milyarının babamın üzerine kredi çektik. Gerisi ise eşimin bileziklerini bozdurdum ve eş dosttan borç aldım. Söz konusu taksi bana ait 77 model bir taksidir” dedi. Avukatların, Ali Yiğit imzalı ifadelerinin bulunduğu belgeleri sormaları üzerine ise Yiğit, bunları hatırlamadığını söyledi. Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel de Ali Yiğit’in hatırlayamayabileceğini ifade etti. Tutuklu ve tutuksuz sanıklar bu sözlere tepki gösterdi. Bu arada Mehmet Zekeriya Öztürk’ün avukatı Yaşar Ağsu, savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in araya girmeye ilişkin konuşmak isteyince hakim tarafından uyarıldı.



600 milyar vaad edildi
Davanın kilit ismi Ali Yiğit’in çelişkili ifadeler verdiği duruşmada, tutukla sanıklardan Mehmet Demirtaş’ın avukatı da şok bir iddiada bulundu. Davanın tutuklu sanıklarından Mehmet Demirtaş’ın yeğeni olan Ali Yiğit’e ifadesi karşılığında 600 milyar vaat edildiğini ve Yiğit’in de bunu doğrulayıp, “ben devletin adamıyım” deyim demediğin sordu. Yiğit, Demirtaş’ın avukatının iddiasını yalanladı. Demirtaş’ın avukatı, Yiğit’e; Danıştay saldırısının ne zaman yapıldığını sorunca, Yiğit, “tarih olarak bilmiyorum” yanıtını verdi. Yiğit, kendisine yöneltilen, ”İfadeni değiştirmen için, Oktay Yıldırım’ın sana yeni bir ifade yazdırdığını, yüzlerce kere yazdırıp ezberlemeni istediğini ve mektuba zorla parmak bastırttığını iddia ediyosun. Ancak mektupta niçin parmak izin yok“ sorusuna cevap veremedi.


C-4’ü sesinden tanımış!
Duruşmada Muzaffer Tekin’in avukatı Engin Çelikkadıgil, çatıda bombaları bulduklarında, Ali Yiğit ve babası Şevki Yiğit’in, kutunun içinde C-4 olduğunu nasıl anladıklarını sordu. Ali Yiğit, “Kutuyu salladık. Tik tik ses geldi. Babam, içindekinin sesinin C-4 sesi olabileceğini söyledi” dedi. Bu ifade üzerine avukatlar ve mahkeme heyeti arasında ifadenin gayri ciddiliği üzerine hararetli bir tartışma başladı. Hakim, “C-4’ün kendine özgü bir sesi mi var” sorusuna Ali Yiğit, “Babam silah kaçakçısı ya benim” diye kinayeli bir cevap verdi. Oktay Yıldırım, Ali Yiğit ile babasının gördüklerini iddia ettiklerini C-4’lerin nerede olduğunu sordu. Yiğit bu soruyu cevaplayamadı. -Yiğit ayrıca, ”Babanın ifadesinde, bombalardan haberdar olduğun ifade ediliyor”sorusu üzerine, “Hatırlamıyorum, Babama sorun “ dedi.



Alemdaroğlu da isyan etti
Sanıklardan İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, “Rektörlük yaptım, savcılıkta Yiğit kadar saygı görmedim” dedi


Ümraniye davası tutuksuz sanıklarından İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, sorgusunda polislerle kelepçesiz yemeğe gittiğini söyleyen Ali Yiğit’in sözlerine tepki gösterdi. Dünkü duruşmada bir ara söz alan Kemal Alemdaroğlu, “Dün bir manavda çalışan bu kişi, çocuğun sünnet düğününden gelen altınlarla mı araba alıyor? 25 yılk Adli Tıp Genel Kurulu’nda hekim ve cerrahlık yaptım. Çok psikiyatri hastası gördüm. Bu Ergenekon kurgusu hukuki ve cezayi ehliyeti olmayan Tuncay Güney adında, eşdinsel bir haham sayesinde oluşturuldu. Şimdi Ali Yiğit diye biri çıkıyor ifade veriyor. Bu kişinin hukuki ehliyeti tartışılır. Ben üniversite rektörlüğü yapmış bir kişi olarak savcılıkta saygı görmedim, dün bir manavda çalışan bu kişi emniyette ve savcılıkta saygı görüp yemeğe götürülüyor. Şimdi ben bu kişinin suçlamasıyla mı örgüt yöneticisi oluyorum” diye konuştu. Ali Yiğit’in savcılık ve emniyette ki ifadelerinin çelişkilerle dolu olduğunu kaydeden Alemdaroğlu, “Kendisi bir araba aldığını söylüyor. Bunu nasıl aldı? Bunun sorulmasını istiyorum” dedi. Yiğit ise bu soruya, “Ben arabamı borçlarla aldım” karşılığını verdi.



İddianamede adres belli
Sanık Ali Yiğit’in babasının ihbarı rerede yaptığını açıklamaması kafalarda soru işaretleri oluşturdu. İddianameye göre, ihbar Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’nın 156 hattı aranarak yapılmış. İşte iddianamenin, Yiğit’in ifadesinde sakladığı bölümü deşifre eden kısım: “Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’nın 156 hattını gizli numaradan arayarak isim ve kimliğini belirtmeyen bir şahsın, Ümraniye Çakmak Mahallesi Muhtarlığı’nın karşısındaki tek katlı binada el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğu ihbarı üzerine olay İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’na, sonrasinda da İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne intikal ettirilmiştir. Söz konusu adreste, mahkeme kararına istinaden yapılan aramada 27 adet savunma ve taarruz tipi el bombası bulunmuştur.”


Bana babalık yaptığı doğru
Ali Yiğit, polisteki ifadesini tasdik etmesine rağmen, Muzaffer Tekin’i karıştırdığını itiraf etti. Yiğit, “Önceki ifademde siyah bir otomobil ile gelen kişinin Muzaffer Tekin olduğunu söylemiştim. Ancak yanılmışım” dedi. Duruşmada söz alan Muzaffer Tekin, “Benim Çavuşbaşı’nda villam olduğunu silahların orada saklandığını Danıştay saldırısından sonra silahların kaçırıldığını iddia ediyor. Siz Çavuşbası’nda bir metrekare arazim olduğunu kanıtlayın. İddiaları kabul edeyim. Silahları o mu dizmiş. Yalanın ilki vardır. Sonu yoktur. Cezaevinde benim baskı yaptığımı iddia ediyor. Bırakın baskıyı çıkarken bana babalık yaptınız deyip ağladı” demesi üzerine Ali Yiğit, “Çavuşbaşı’nda villası olduğunu dayımdam duydum. Babalık yaptığı doğrudur efendim” karşılığnı verdi.

0 yorum|0 görüntüleme|Bütün makaleyi görüntüle

Medya : Ali Balkız: Aleviler general de olabilsin
Eşkıya tarafından 13 Kas 2008 11:06 tarihinde eklenmiştir
Ali Balkız: Aleviler general de olabilsin
Ali Balkız: Aleviler general de olabilsin

13/11/2008

Ali Balkız: Nüfus cüzdanında Alevi yazmasını, zorunlu din dersi eğitiminin kaldırılmasını, camilere tanınan statünün cem evlerine de tanınmasını. Alevi köylerine cami yapılmasını ve buralara Sünni imam atanmasını istemiyorlar. Madımak müze olsun istiyorlar, Alevi oldukları için terfileri engellenmesin istiyorlar. General de olmak istiyorlar, vali de, milletvekili de...



Ali Balkız, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı. ABF Türkiye’deki Alevi örgütlerinin çatı örgütü. Federasyona bağlı 21 merkezi örgüt bulunuyor. Bu merkezi örgütlerin de 150’ye yakın şubesi var. Bu örgütlerde 200 bin civarında üyeden söz ediliyor.


ORAL ÇALIŞLAR: Aleviler ne zamandan beri örgütleniyorlar?
ALİ BALKIZ: İlk örgütlenme yurtdışında başladı daha sonra yurtiçine sıçradı. 25 yıldır örgütlenme sürüyor. Dernekler ve federasyonlar biçiminde örgütleniyoruz. 1993 Sivas katliamı bir sıçrama yarattı. 1963'te Hacı Bektaş Turizm Derneği kuruldu. 12 Eylül öncesi Sivas’ın Banaz köyünde Pir Sultan Abdal Derneği vardı. Derneklerimiz önce Alevilerce önemli sayılan kişilerin adlarıyla kuruldu. Yasalar nedeniyle alevi ismini kullanamıyorduk. Bu yasakla mücadele amacıyla 2000 yılında Alevi Bektaşi Kuruluşlar Birliği Derneği’ni kurduk. Dernek 11 kurucunun hazırladığı tüzükle kuruldu. İçişleri Bakanlığı kapatma davası açtı. Sonunda karar Yargıtay’a kadar gitti. İsmimizi savunduk. Bu nedenle 2 sene yargılandık

Neden açıldı kapatma davası?

Bölücülük suçundan açıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı olumsuz, dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay olumlu görüş bildirdi. Yargıtay Alevi adının kullanabileceğine karar verdi. 2002'den itibaren Alevi ismini kullanabiliyoruz. Avrupa Birliği yasalarıyla artık problem kalmadı

Aleviliği meşru kabul eden bir Sünnilik hiç bir zaman olmadı. Bu konuda ne tür talepleriniz var?

Hiç bir zaman bu olmadı. Köyden kente göçle birilikte köydeki geleneksel inanç sistemi dağıldı. Dede, dergah ilişkisi bozuldu. Kentte başka bir şey oldu. Aleviler solla tanıştılar. Mücadelelerini orda sürdürdüler. Sınıfsal konumları nedeniyle sola yakınlaştılar. Ancak 12 Eylül’den sonra İran’da Humeyni darbesi, 12 Eylül’ün baskıcı faşist rejimi Türkiye’de yükselen aşırı dinci yapı, Milli Nizam, Milli Selamet, Refah ve Fazilet partilerinin yükselişi Alevileri korkuttu.

Ortadoğu’ya gittiğimizde Aleviliğe akraba sayılabilecek mezhepler var, Şiilik, Caferilik gibi… Bunlar size ne kadar yakınlar?

Hiç yakın değiller. Tek yakınlıkları Hz. Ali'yi ve Ehli Beyt’i sevmeleri. Yoksa Alevilerin dünyaya bakışı sevgi toplumu özlemi onlarda yok. Onların Sünnilerden farkları yok. Onların Kuran’ı anlayışı Sünnilerden farklı değil. İran’ın rejimiyle Suudi Arabistan’ın ne farkı var? Oysa Aleviler zulme karşılar. Kadın erkek eşitliğini savunurlar ve laikliklerdir. Demokrat, hümanist insanlardır.

Aleviler kente geldikten sonra asimile olmaya Sünnileşmeye başladılar. Fakat kendilerini de geçmişe göre daha serbest şekilde ifade edebilmeye başladılar. Bunlar iç içe olan şeyler mi?

Köyde Aleviliklerini yaşamakta bir sorunları yoktu. Karşı köy Sünni’ydi dere boyunda bayramlaşıyorlardı. Bir tek etkileşim orda olurdu. Fakat şehre gelince Sünni komşu, Sünni okul arkadaşı, daha çok iç içe oldular. Dünya genelinde Aleviler “Biz neyiz nereye gidiyoruz” dediler. Kökenlerini, kültürlerini araştırdılar ve dernekleştiler. 12 Eylül’ün baskıcı faşist yönetimine karşı örgütlenme ihtiyacı duydular. Şimdi yüzlerce cem evi var. Gençlerimiz, dedenin kim olduğunu, Tanrı anlayışımızı buralardan öğreniyorlar. Bunların yanında bilgisayar İngilizce gibi gündelik bilgileri de buralardaki kurslardan alabiliyorlar.

12 eylül öncesiyle 12 eylül sonrasında Aleviler açısından çok değişiklik var. Eskiden Aleviler sol partiler içerisinde yer alırken ve sol öne çıkarken 12 Eylül sonrasında daha çok Alevi kimliği ön plana çıktı. Eskiden solun önde gelen isimlerini, bu kez Aleviliğini ön plana çıkarırken gördük. Bu nasıl oldu?

Solun yenilmiş olması bunun en büyük etkeni. 68 kuşağı TİP ve 78 kuşağının istedikleri olsaydı, sosyalist bir sistem kurulsaydı Aleviler olarak bu problemleri yaşamazdık.

Ne malum olmayacağı, Sosyalist ülkelerin durumu ortada…
Kitap öyle yazıyor. Gerçekten son dönemde laik ve demokratik bir Türkiye’yi savunma noktasına geldik, devrimden çok. Bu nedenle Alevi dernekleri kuruldu.

Alevi dernekleriyle ortaya çıkma gerçekten bir demokratikleşme sayılır mı, ne diyorsun?

Ne kadar demokratikleşme bilemem, bunlar birer adım. Ama toplumdan ne yanıt aldığınız daha önemli.

Neler istiyor Aleviler?

Nüfus cüzdanında Alevi yazmasını, zorunlu din dersi eğitiminin kaldırılmasını, camilere tanınan statünün cem evlerine de tanınmasını. Alevi köylerine cami yapılmasını ve buralara Sünni imam atanmasını istemiyorlar. Madımak müze olsun istiyorlar, Alevi oldukları için terfileri engellenmesin istiyorlar. General de olmak istiyorlar, vali de, milletvekili de.

Bu konularda engel mi var?

Tabii ki gizli bir engel var. Aleviler kendilerini saklamak istiyorlar. Ortama uyum için namaz kılıp oruç tutuyorlar. Bu bir baskıdır, korkudur, psikolojik baskıdır. yalnızlaştırılacaklarını düşündükleri için bunları yapıyorlar. 35 yılın sonunda emekli olduktan sonra cem evine gelip bizim derneklerimize üye oluyorlar.

Bunlara rağmen neden Aleviler cumhuriyete sahip çıkıyor?
Cumhuriyetle kul konumundan vatandaş konumuna geldik. Parlamento kuruldu. Cumhuriyet vatandaşlar arasındaki eşitsizliği engelledi. Herkesi eşit saydı. Dinine bakmaksızın “Eşitsiniz” dedi. Fakat bunlar ne kadar oldu? Şeriatı kaldırdı. İlk kez cumhuriyette duyduk, eşit sözcüğünü.

Tekke ve Zaviyeler Kanunuyla dergahlar da kapatıldı. Sonuç olarak Alevi din adamlarının etkinlikleri yasaklandı. Tüm ibadet hakları yasaklandı. Aleviler büyük bir baskı altına alındı. Camide imamlar Alevilerin aleyhine büyük propaganda yaptılar. Aleviler asimilasyonla yüz yüze geldiler. Cumhuriyet döneminde dedeler yasaklandı, dergahlar yağmalandı, buna rağmen Aleviler cumhuriyeti sahipleniyorlar, deniyor…

Cumhuriyet Alevileri baskı altına almamıştır. Alevilerin cumhuriyetin ilk yıllarında Aleviliği yaşamaları engellenmedi. Devletle ilgili sorunları yoktu. Askere gittikçe devletle temas kuruluyordu. Devletin politikası Alevileri kucaklıyordu. Mustafa Kemal’in arzusu bizi kucaklamaktı. 8 Alevi vekil vardı ilk Mecliste. Fakat ikinci Mecliste bu sayı sıfıra indi. Çok partili rejime geçince oy potansiyeli olduğumuz algılandı. Osmanlılar kellemizi kesiyorlardı. Sünnilerin toplam oyunu alabilmek için hakir görüldük itelendik. Felsefe itibariyle özümsedik cumhuriyeti.

Osmanlının son döneminde neler oldu?
Bunu Hacıbektaş’a gidip göreceksiniz. 2. Mahmut zamanında 1834 yılında yapılmış bir cami var dergahın içinde. Oradaki Çelebiler görevden alınarak sürgün edildiler onların yerine Nakşibendi şeyhleri atandı. Şeyhülislamların fetvaları ortadadır. Alevi katli vaciptir. Onların kestiği et yenmez derler. Cenazelerine gidilmez. Kapılarından geçilmez.

Osmanlı’da Bektaşilik var. Padişah Abdulmecid’in Bektaşi olduğu yönünde bilgiler var.
Bir Kızılbaş damarı var, bir de Bektaşi damarı var. Bektaşiler daha aydın, devletle daha iç içe, onlara yönelik de temizlik hareketi yapıldı. Bektaşiler daha okumuş yazmışlardır. Ama Kızılbaş damarı Pir Sultan damarıdır, Şah Kulu damarıdır. Zulme karşı direnme, kendini koruma, pirin çevresinde kenetlenme ve koruma. Baba İshak isyanları bunu gösterir.

Bu güne gelirsek, AKP iktidarıyla birlikte ulusalcılığın Alevilerde güçlendiği söyleniyor. Cumhuriyet mitinglerine Aleviler büyük destek verdi şeklinde gibi bir görüş var…

Buna katılmıyorum. Herkes eline bayrağını alıp Tandoğan’a giderken Alevi dernekleri böyle yapmadı. Çünkü orda söylenen bir slogan var 'Türkiye laiktir laik kalacak.' Biz ise bu ülkenin laik olduğunu söylemiyoruz.

Olanı korumak değil değiştirmek istiyorsunuz yani?

Evet aynen öyle. Diyaneti kaldırmak istiyoruz. Din dersleri kaldırılsın istiyoruz. Cumhuriyet mitinglerinin felsefesi başka bir felsefe.

AKP'nin Alevi açılımına ciddi derecede tepki gösterdiniz…
Ona ciddi tepki gösterdik. Onlara tepki gösterirken aramızdaki farklılıklar ortadan kalktı. Farklı görüşteki Aleviler birlik olarak tepki gösterdiler. O akımın Aleviler için ne demek olduğunu biliyorlardı hiç de yanılmadılar.

6 yıllık AKP iktidarında hayal kırıklığına uğradınız mı?

Bir şey beklersiniz hayal kırıklığına uğrarsınız. Aleviler bir şeyler beklemiyordu ki AKP'den. Hayal kırıklığı bu yüzden olmadı. Tam tersine AB ile uyum yasaları, görüşmeler, Türkiye’de Alevi haklarının dillendirilmesi, Başbakanlık nezdinde görüşmeler. AKP adım atmak istedi. İlk adımda sakatladılar. Alevi önderleriyle görüşmeleri gerekirken onlar seçtikleri bir milletvekili aracılığıyla senaryo yazdılar.

Peki siz gelin bizimle konuşun diye bir şey söylediniz mi?

Sadece Tayyip beye değil, gelmiş geçmiş tüm hükümetlere “Bizimle görüşün muhatabınız biziz” dedik, “Gelin bizimle konuşun” dedik. Temsil kabiliyetimiz var. Fakat onlar bizi muhatap kabul etmiyorlar. Ecevit’in şu sözü felsefe doğurmuştur: “Önce siz kendi aranızda anlaşın sonra bana gelin.” Bu, AKP hükümetinin işi değil, CHP hükümetinin işi değil, devlet politikası işi.

Devlet hafif de olsa Alevilere bakışını değiştirmeye başladı mı?

Küçük belirtiler var, fakat esasa dair bir şey yok. Demirel Hacıbektaş’a bir kaç kez geldi. Ahmet Necdet sezer geldi. Şimdi de Abdullah Gül geliyor fakat bu gelişini diğerlerinden ayrı tutmak gerekiyor. AKP'nin Muharrem iftarı başarısızlığa uğrayınca Gül üzerinden yeniden diyalog kurmak istediler. Fakat onun gelişi daha önceki cumhurbaşkanlarından ayrı oldu. Önceki cumhurbaşkanları bizim misafirimiz olduktan sonra çıkıp konuşurken “Siz birinci sınıf vatandaşsınız” derlerdi, özellikle Demirel derdi bunu. Sonra dergaha gider, lokma yiyip giderlerdi. Moral vermekti amaç. Ama Gül, Reha Çamuroğlu operasyonuyla Hacıbektaş’a ilk geldiğinde, protokol görevlileri geliyor ve “Töreni biz yöneteceğiz” diyorlar. “Programı biz sunucağız, biz belirleyeceğiz” diyorlar. Misafirin, nasıl ağırlanacağını ev sahibine söylemesidir bu. Bir devlet müdahalesidir. İlk kez oluyor böyle bir şey. Salmanpakoğlu bunu hak etti. Hacıbektaş törenlerini kendi ulusalcı milliyetçi asker çizgisine oturttu, bu törenleri derneklerin elinden aldı. Türk - İslamcılarla birlikte yaptı törenleri. Alevilerin asla kabul edemeyecekleri panelistler, kitaplar, broşürler çıkardı. Aleviliği değerlendirme etkinliklerinden çıkıp Aleviliğin asilime edilmesi törenlerine dönüştürdü. Töreni Alevi derneklerinin elinden aldı. Yüz binleri bulan ziyaretçi sayısı son dönemde beş on binlere düştü.

Kaç yıldır düşüyor bu sayı?

5 yıldır düşüyor. Biz Abdullah Gülün gelişini protesto ettik yürüyüşler düzenledik. 3 kez polis barikatı kurdular. 3 kez de barikatı yardık. AKP'yi ve Abdullah Gül'ü protesto ettik. Bizi alana almıyorlardı. Kayseri’den getirdikleri Gül'ün hemşerilerini alıyorlardı. Protesto eden biziz alkışlayanlar Kayserililer.

Alevi hareketinin temel örgütlenme hedefi nedir? Önünüze neleri koydunuz?

Biz bir Alevi örgütüyüz. Dernekler yasasına göre faaliyet gösteren bir konfederasyonuz. Bir sürü dernek bize üye. Taleplerimizi aktarıyoruz. “Dilekçe devri bitti” dedik. “Mahkeme devri başladı” dedik. Zorunlu din dersi eğitimiyle ilgili olarak AİHM ve Danıştay kararlarını görmezden geldiler.

Ne yaptınız bu kararlara karşı?

Başbakanlığın kapısına astık. Fakat Başbakan okuma-yazma bilmediği için mi ya da okuduğunu anlayamadığı için mi hiç bir yanıt gelmedi.

Herhangi bir resmi kuruma bunun için başvurdunuz mu?

13 Haziran'da Başbakanlığa gittik. Fedarasyon olarak kararları anımsattık, dilekçe verdik. Karaların uygulanmasını istedik. 2 ay içinde. Seviyesiz bir şekilde verdiğimiz dilekçenin takibini internetten yapabileceğimiz söylendi.

Ne işlem görmüş peki?

Dilekçe Milli Eğitim’e gönderilmiş. O da Talim Terbiye’ye yollamış. O da kitapları yazan birine göndermiş öyle.

Zorunlu din dersleri Anayasa’da var, bunun için Anayasa’nın da değiştirilmesi gerekmiyor mu?

Tabii öyle. AİHM'nin kararı “Bu kitapla inanç özgürlüğü açısından bu ders okutulamaz” diyor. Biz müfredatın değiştirilip, Alevilikle ilgili kısımların Alevi eğitmenler tarafından yazılmasını istiyoruz. Avrupa da olduğu gibi yapmak istiyoruz. AİHM kararından hemen sonra Bakan Çelik, çıkıp “Bu dava önceki müfredatla ilgili olarak açılmıştı biz değiştirdik, Aleviliği artık okutuyoruz” dedi. Kitabı açıp baktığınız da ne şekilde okutuluyor diye, korkunç biçimde Aleviliğin deforme edildiğini, Aleviliğe hakaret edildiğini, komikleştirildiğini görüyoruz. Gazi Üniversitesinden ilahiyatçı Profesörlere, ömürlerini Alevileri asimile etmeye odaklamış insanlara yazdırmışlar kitapları.

Size herhangi bir başvuru yapıldı mı?

Yok bize herhangi bir şey gelmedi. Bizi bırakın Yaşar Nuri Öztürk, Ahmet Yaşar Ocak gibi Sünni ama bilim adamlığına kefil olabileceğimiz insanların fikirlerine bile yer verilmemiş. Dilekçemize 2 aydır yanıt verilmedi. Bu kez yine Milli Eğitim Bakanlığı önünde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne şikayet ettik Türkiye’yi. Cevap bekliyoruz.

İdare mahkemesine başvurmadınız mı?

Orada görülen bir sürü aynı şekilde dava var zaten. Her gün çokça dava açılıyor. Bundan 15 günde önce İzmir Torbalı ilçesinde 30 veli dilekçe verdi, ben de aralarındaydım. “Bu dersi istemiyoruz” diyerek. Okullar açılınca oturma eylemleri yaptık. Taksim de 2 kez, İzmir Torbalı’da. Bunlar çok ses getirdi. Çokça haberler çıktı, 26 köşe yazısı yazıldı bunlarla ilgili olarak. AKP hükümeti bunları izliyor tartıştıklarını biliyoruz fakat içselleştiremiyorlar. Açmazda ve çıkmazdalar. “Biz bu işin arkasını bırakmayız” dedik. Alevi hareketleri hep bir tepkiden doğmuştur. Ne zaman bir engelle hatta daha ileri gideyim bir katliam olduysa o zaman sesimiz çıkmıştır. Can acısıyla tepki olarak doğmuştur. Bunun bir bilinç hareketine dönüşmesi gerekiyordu ki, şu an o aşamayı yaşıyoruz. Sokaktan da bunun dillendirilmesi aşamasındayız.

Yerel seçimler yaklaşıyor, solda birlik konusunda bir takım faaliyetler söz konusu. Aleviler de bunun içinde gibi görünüyor?
Biz her zaman solun birlik olmasını istedik. geçmişten dersler çıkarılması gerektiğini söyledik. Bugün en acil sorun en yakın hedef AKP’yi süpürüp Ankara Çayı’na atma fikridir.

Bunu kiminle yapacaksınız CHP ile mi?

CHP'nin akıllandığını 3-4 sene önceki gibi davranmadığını düşünüyoruz. Karayalçın'ın adaylığını önceden düşünmezdi. Bu diğer bölgelere de yayılır. Biz solun en güçlü adayına oy vereceğiz, federasyon olarak.

Bu seçimde de Aleviler CHP’yi mi destekleyecek?
Aleviler ve siyaset ilişkisi defolu bir ilişki. Hoş CHP çatısı altında “Ben Aleviyim” diyerek politika yapan kimse yok. Alevi olduğu için aday gösterilen biri yok. Ya da seçildikten sonra ben Aleviyim, Alevi konusuna değineceğim diyen de yok.

Baykal uyardı zaten 'Alevi Kürt kimliği istemiyorum' diye.

Kürt, Alevi Milletvekilleri var fakat bunlara karşı duyarlılıkları yok. Alevi örgütlerin tüm talepleri tüm sol ve liberal partilerin parti programlarında var. DP ve ANAP dahil. Ne kadar demokratik ve gerçekçi orasını bilemiyorum tabi.

CHP'nin Alevilere seçim programında ne gibi yer veriyor?

Zorunlu din dersi ve cem evleri ile ilgili programları var. Didim Belediyesinde, İzmir Belediyelerinde bu konuda duyarlılıkları var. Kendi sınırları içerisinde yaşayan yurttaşlarının isteklerini karşılıyor.

AKP’liler?

Asla yapmıyorlar.

Talep ettiniz mi?
Ettik

Nerede?
İstanbul'da, Ankara'da. Sultanbeyli örneği var mesela. Birçok belediye var. Genel politikayı belirtmemekle birlikte bunlarda birer işaret.


function SetCommentArchive() { document.frmCommentArchive.action = 'http://www.radikal.com.tr/Handler.aspx'; document.frmCommentArchive.submit(); }
OKUR YORUMLARI
13/11/2008
18:11
politikacilarimiza gelsin..
Aleviler taleplerinde son derece haklidirlar. Alevi kökenli degilim ancak sonuna kadar taleplerinin yanindayim. Din derslerinde Budizmden, Hristiyanliktan söz edilirdi de yanibasimizdaki insanlarin- belki de komsumuzun-inanclari okutulup ögretilmezdi. Din derslerinde zaten Müslümanlik ögrenilmez. Ailesinden farkli bir inanc sistemi görüp okulda farkli bir yaklasimla karsilasmak herhalde hos olmasa gerek. Kendimize müslümanligi birakmaliyiz artik. Türkiye Cumhuriyeti Alevilige ve Sünnilige esit derecede ve ayni uzaklik ve yakinlikla bakabildigi oranda Laik bir devlet olacaktir. Eger Alevilerin istekleri yerine gelirse bence yepyeni bir Türkiye ile tanisicak dünya. Türklerin bir de Alevi kökeniyle yepyeni bir portföy kazanabilir Türkiye. Cok renkli, her kültürün inancin oldugu bir cografyada yasamayi niye kendimize cok görüyoruz acaba?
13/11/2008
16:52
kafalar gayet net
sayın necmettin bey sizce aleviler camiya gitmek zorundamıdır,değilmidir...? siz kendi iman ve inaç tartınızda muhasebesini yapar alaycı tavrınızı da adaba sokarsanız emin olun cevabınızada kavuşmuş olursunuz diye tefekkür ediyorum.saygılar
13/11/2008
16:32
general alevi
evet generalde olabilirsiniz bende bir aleviyim kürt alevisiyim yakinda jitemcide olursunuz kelecilere dogru yaklasiyorsunuz tebrikler
0 yorum|0 görüntüleme|Bütün makaleyi görüntüle

Medya : Aleviler anlattı, Oral Çalışlar yazdı:
Eşkıya tarafından 12 Kas 2008 10:42 tarihinde eklenmiştir
Aleviler anlattı, Oral Çalışlar yazdı:
Aleviler anlattı, Oral Çalışlar yazdı:

Veliyeddin Ulusoy, "Bizi bize bırakın. Bize farklı gömlek giydirmek istemeyin" diyor.

11/11/2008

Hacıbektaş Postnişini Veliyeddin Ulusoy: Bizi asimile etmek isteyen pek çok güç var. Fethullahçılar, Diyanet, Alman Katolik Kilisesi, İran... En başarılıları da Fethullahçılar...

BAŞLARKEN
Alevi dünyası hareketli.
Alevi Sivil Toplum kuruluşları 7 Kasım’da Türkiye’nin değişik kentlerinde yürüyüşe başladılar.
9 Kasım’da Ankara’da büyük bir mitingle sona erecek bir yeni eylem dönemine girildi.
Bugün binlerce Alevi, Alevi örgütlerinin ortaklaşa düzenlediği “AKP’nin gerici uygulamaları”nı protesto etmek amacıyla miting meydanındalar.
Bu yazı dizisinde Alevi dünyasında neler oluyor sorusuna cevap aradık.
Boynuna Hazreti Ali’nin kılıcı Zülfikar’ı takan gençler hangi kimlik talebini ve hangi tepkiyi dile getiriyorlardı?
Cem evleri, dergâhlar, TV kanallarıyla Alevi dünyası bir canlılık yaşıyor. Bu canlılığın arkasında hangi toplumsal talepler yer alıyor?
Geçmişte bir köylü topluluğu olan Aleviler, şimdi şehirlerde, yeni bir değişim ve dönüşüm yaşıyorlar? Bu değişim ve dönüşümün ne gibi sonuçları oluyor?
Aleviler, geleneklerinden ve inançlarından uzaklaşıyorlar mı? Yeni bir kimlikle yeniden kendilerini tanımlıyorlar mı?
Alevilerin çok değişik temsilcileriyle bu yeni dönemi konuştuk. Hacıbektaş’taki yeni tartışmalardan, Alevilerin siyasetteki yeni yerlerine kadar aklımıza gelen, merak ettiğimiz her konuyu onlara sorduk, onlardan öğrenmeye çalıştık.
Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’e destek veren Hacıbektaş Postnişini Cemalettin Çelebi’nin torunu Veliyeddin Ulusoy’la Hacıbektaş’ta konuştuk. Hacıbektaş Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, Cem Vakfı Başkanı Profesör Dr. İzzettin Doğan, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, Ehlibeyt Vakfı Başkanı Fermani Altun, Alevi araştırmacı AKP milletvekili Reha Çamuroğlu, sendikacı yazar Yaşar Seyman, YOLTV Yönetim Kurul Başkanı Necdet Saraç, YOLTV’den Birsen Temir, Alevi tarihine ilişkin araştırmalarıyla tanıdığımız Kelime Ata, TBP Genel Başkanı Mustafa Timisi, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, ve “Alevilerin Kemalizmle İmtihanı” kitabının yazarı Cafer Solgun Sultanbeyli Cem evinin kadın başkanı Sadegül Çavuş, Alevi dedesi Mustafa Karayünlü gibi Alevi dünyasının bir çok ismiyle konuştuk.
Alevilerin günümüzdeki halini, sorunlarını, taleplerini, aralarındaki ayrılıkları ve geleceğe ilişkin beklentilerini anlamaya ve sizlere aktarmaya çalıştık.
Bu yazı dizisini hazırlarken Ankara Bürosundan Behzat Miser arkadaşım, Hacıbektaş’a kadar benimle birlikte geldi. Fotoğrafları çekti, söyleşilerin yayına hazır hale gelmesi için çalıştı. İstanbul İstihbarat’tan İsmail Saymaz, Cem evlerini dolaştı, dedelerle, Alevi gençlerle, kadınlarla konuştu. Muhsin Akgün İstanbul’daki görüşmeleri fotoğrafladı. Genç stajyer arkadaşlarımız Olcay Can Kaplan ve Ezgi Demir bantların bir çoğunu çözdüler... Hepsine çok teşekkür ediyorum...
Bu yazı dizisinin Alevi gerçeğinin kavranmasına yardımcı olması dileğiyle...

ATATÜRK'Ü KAPIDA KARŞILAYAN POSTNİŞİN TORUNU: VELİYEDDİN ULUSOY

Mustafa Kemal, Milli Mücadeleyi örgütlemek için Anadolu’ya geçtiğinde en büyük desteklerinden birisini Hacıbektaş dergâhının postnişinlerinden aldı. Cemalettin Çelebi(Ulusoy) Mustafa Kemal’i dergâhın kapısında karşıladı. Milli Meclis’in ilk başkanvekili de olan Cemalletin Çelebi ölünce yerine kardeşi Veliyeddin Çelebi geçti. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına ilişkin kanun çıkarılınca Hacıbektaş Dergâhı da kapatıldı. O dönemin postnişini Veliyeddin Çelebi, Cumhuriyet yönetiminin uygulamasına sitem ederek içine kapandı.
Şu anda dergâhın postnişini olarak kabul edilen ve Alevi dünyasının en saygın isimlerinden Veliyeddin Ulusoy, Cemaleltin Çelebi’nin ve Veliyeddin Çelebi’nin torunu. Kendisiyle Hacıbektaş’taki evinde onun deyimiyle dem (evde hazırlanmış şarap) içtik ve söyleşiye başladık.

Kurtuluş Savaşı denince Aleviler akla geliyor; çünkü dedeniz Atatürk’ü Hacıbektaş’ta misafir ediyor. Bu dedelik size ne zamandan gelme?

Önce ben şunu düzeltmek istiyorum;biz dede değiliz. Biz, dedelik kurumunu kontrol eden müesseseyiz; dedeleri atayan, azleden ve onları kontrol eden …

Ne oluyor bunun adı?

Bu, Hacıbektaş Veli’nin postnişini oluyor. Bir takım sıfatlar var… İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda değil, Osmanlı’nın kuruluşunda da Alevi-Bektaşi düşüncesinin hakim olduğunu görüyoruz. Edebali gibi, Seydali Sultan gibi zatların. Tabii, TC’nin kuruluşunda da yine ailemizin, orada da büyük etkisi var. Seydali Sultan’ı Hacıbektaş Veli’nin oğlu olarak kabul ediyoruz. Yeniçerilerin kuruluşu, onlardan dua alması vs. Felsefe olarak, düşünce olarak Osmanlı’nın kuruluşunda da, yakın tarihimizde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da ailemizin yeri var, yani tarihi bir aileyiz.

Siz,o gün bugündür burada mı doğdunuz, burada mı yaşıyorsunuz?
Bizim zamanımızda lise yoktu burada; eğitim için ayrıldık. Liseyi bitirdikten sonra Avrupa’ya gittim, üniversiteyi orada bitirdim. 1974’de tekrar döndüm buraya.

Niye döndünüz peki?

Bunu anlatmak çok zor. Hacıbektaş görünüm itibariyle çok şahane bir yer değil, ama her nedense buraya bizi çeken bir şeyler var. Hem aile bağları olarak var, hem nereye gidersek gidelim dönüşümüz buraya. Bunun anlatmak zor, gerçekten zor. 11 yıl kadar Almanya’da kaldım; bunun 5 yılı çalışmakla, geri kalanı okulla geçti.

Ne yapıyorsunuz burada?

Dönünce Hacıbektaş Belediyesi’nde Fen İşleri Müdürlüğünde müdürlük yaptım; mimarım ben. Herkes hayret ediyor, Avrupa’da oku, dönünce de Hacıbektaş Belediyesi'nde mimar ol. Ama pişmanlık duymuyorum. Elimden geleni, gücümün yetiğini yaptım. Bu da benim için bir manevi hizmettir. Ruhen tatminkar oldum.

Kaç kardeşsiniz?

Biz üç erkek bir kız… Ağabeyimi 1986’da trafik kazasında kaybettik. Benim bir küçüğüm kız kardeşim;o kış aylarında Ankara’da kalır. En küçüğümüz olan kardeşim de İzmir’de; oraya yerleşti.

Akrabalar var mı?

Tabii, tabii… Kış aylarında kimse kalmıyor ama yaz aylarında herkes burada olur. Atatürk konusuna biraz değinelim isterseniz. Atatürk, buradan Ankara’ya giderken Cemalettin Çelebi’nin atlı adamlarının koruması arasında gittiğini bilmem biliyor muydunuz? İkincisi, biz aile içinde biliyoruz ama bunun belgesi yok. Cemalettin Çelebi, maddi olarak neyi varsa Atatürk’e veriyor. Aile içinde hep anlatılır; çok kıymetli bir taş varmış. Bu taş, Balkan Harbi sırasında ailenin sigortası olarak kullanılmak üzere muhafaza ediliyormuş. Cemalettin Çelebi’nin ölümünden sonra o taş da yok,bir şey de çıkmamış. Hiç şüphesiz, hiç tereddütsüz Kurtuluş Savaşı’na, Atatürk’e vermiştir. Bu aile içinde konuşuluyor. Benim adaşım olan ve dedem Veliyeddin Çelebi’nin bağışlarının belgeleri var ama, Cemalettin Çelebi’nin belgeleri yok. Atatürk, Cemalettin Çelebi ile görüşürken, ilk kez Cumhuriyet sözcüğünü burada telaffuz ediyor.

Bu taş ne aşı?
Ne olduğunu bilmiyorum, görmedim. Anlatılan ailenin sigortası olan kıymetli bir taş. Zor günlerde kalırsak eğer, o taşı satarak… Bu taş, dedemle birlikte yok oluyor.

Yıllarca Aleviler bu ülkede yok sayıldılar, kendi kimliklerini gizlemek zorunda kaldılar. Osmanlı’da ezilen Aleviler, Cumhuriyet döneminde de ezildiler. Siz o dönemi nasıl yaşadınız?

Şimdi bakın, bir duyduğumuz var bir de yaşadığımız. Duyduğumuz şöyle Şimdiki belediye binasının olduğu yerde jandarma karakolu var. O zaman nahiye müdürü (O dönemde Hacıbektaş ilçe değil, kasaba durumunda) buranın kralı ve kraldan fazla kralcı. Ailemi kontrol ediyor sürekli, isyan edeceklermiş gibi haftada bir baskın uyguluyor. Tabii, şikayetler var. Veliyeddin Çelebi ile yani dedemle Atatürk’ün arasında çok iyi münasebetler olmasına rağmen, ben halen hayret ediyorum neden Atatürk’e bir telgraf çekilmedi diye. 10-12 kilometre ileride, Kayseri-Ankara karayolu üzerinde bizim bir çiftlik vardı, şimdi bize ait değil. Evimize gelmek isteyenler, oraya gelirlerdi, gizli saklı haberleşerek, evimize gece gelirlerdi. Sakalları kesilmiş, akla gelmeyecek bin bir türlü eziyetler uygulanmıştır. Bunlar cumhuriyet döneminde yapılmıştır. Yalnız, Latife Hanım kitabını okuduktan sonra Atatürk’ün olaydan haberinin olmadığını anladım; aynı durum Latife Hanım’ın da başına gelmiş; o da sıkı bir şekilde kontrol edilmiş. Nihayet dayanamamış ve Atatürk’e bildirmiş durumu. Bildirdikten sonra Atatürk çok sinirlenmiş ve o sıkı kontrol ortadan kalkmış. Aynı durum bizim de başımıza gelmiştir.

Niye bildirmemişler peki?

Biraz çekingenlik var tabii. Böyle de şeyler olmuş. Korkardık biz de tabii…

Cumhuriyet döneminde tutuklama, gözaltına alma falan var mı?

Yok… Tutuklama var, fakat aileden birisinin…Çok önemi şeyler değil.

Sizin, Hacıbektaş’ta açıktan kendinizi ifade ederek toplanmaya başlamanız kaç yılındadır?
60’lı yıllardır. O zamana kadar gizli, saklı, çekinerek toplanılırdı… Nerelisin diye sorunca Kırşehirliyiz derdik. Babam, Yozgat’ta çalışırken, ben çocuktum daha, okula gitmiyordum, 6 yaşlarında. Komşular gelirdi, nerelisin diye sorarlardı, Kırşehirliyim derdim. Hacıbektaş hiç söylenmezdi. Yine 50’liyılların sonunda ben Kayseri Lisesi’nde yatılı okudum. Ramazan geldi, dediler ki, “Kim oruç tutacak?” Herkes kaldırdı, biz de kaldırdık parmağımızı. 5-6 gün sonra fire vermeye, oruçlar bozulmaya başlandı. Biz inat ettik, sonuna kadar tuttuk. Hayatımın ilk ve son Ramazan orucudur.
Buranın müze olarak açılmasından sonra, rahmetli Ali Celalettin amcam Hacıbektaş Tanıtma Derneğini kurduktan sonra açılım oldu. Törenlerin falan mimarıdır o. O zamandan sonra yavaş yavaş açılmaya başladık; şimdi ise daha mı iyiyiz, yoksa çok tehlikeli bir dönemden mi geçiyoruz…

Siz ne düşünüyorsunuz?

Çok tehlikeli bir dönemden geçtiğimize inanıyorum ben. Çünkü, bizi asimile etmek isteyen çok güç var. Fethullahçılardan tutun, Diyanetten tutun, Alman Katolik Kilisesi, İran… Bunların hepsi bizi asimile etmeye çalışıyorlar.
Bin yıl o kadar o kadar zulme dayandıktan sonra…
Şimdi gevşedik galiba! Özelliklerimizi kaybettik, şehirleşme bizim geleneklerimizi perişan etti. Çaresi yok, uyum sağlamak zorundayız; böyle bir bocalama dönemindeyiz, zayıf düştük. Ve bizim örgütlerimiz ne yazık ki birliği temin etme yolunda pek adım atmıyorlar. Kısır çekişmeler içindeyiz ve hepsiyle de konuşurum. Hepsiyle de aynı mesafedeyim. Ancak birlik temin etme yolunda ne yazık ki bir şeyler yapamıyoruz.

Hacıbektaş’ın tarihine geri dönmek istiyorum. Bu büyük törenler ne zamandan beri yapılıyor?
1964’den beri yapılıyor. İlk törende izinli gelmiştim. Aile içinde muazzam bir çalışma. Amcam o zaman dernek başkanı… Bütün Türkiye’den insanlar geldi, arabalarla köylere yatmak için misafirler gitti. Zemzem suyu şişeledik; etiketler yapıştırdık. Böyle muazzam bir etkinlikti… Şimdikiler böyle değil, biraz yapay. Gerçek Alevi-Bektaşi geleneklerinin yaşandığı törenler oluyordu. Üzülerek söylüyorum; (Rıza) Yörükoğlu’nun sözünün hatırlatmak durumundayım: O kitabında diyor ki, “biz Alevi-Bektaşileri incelemeden yola çıktık,bu bizim için büyük hataydı” diyor. Gerçekten de biz, çok şey kaybettik. Bir bu şehir göçünden, bir de gerçekten bu yola emek vermiş, dedelerin, sadıkların, aşıkların inkar edildiği, kovulduğu bir dönem yaşadık. Şimdi anladılar gerçekleri. Bizim yaşantımızda da sol vardır; o bölüşmüşlük vardır. İslam tarihinde Ebu Zer diye birisi vardır; bu Alevi-Bektaşi tarihinde semahın piri sayılır, Ehlibeyt’in izinden ayrılmamış bir zattır. Ve tek komünisttir o. Bizim yaşantımızda o sosyal bölüşüm vardır, onun için de biz solun yanındayız. Ortada biz büyük yara aldık ve bu büyük bir gerçektir.

Şimdi nasıl işliyor kurumlar, mesela dedelik kurumu…

Aynı şeyler devam ediyor ama o 15.asrın sonundaki dönemde olduğu gibi Hacıbektaş Dergahı’nın ‘Ser çeşme’ olduğu ve bütün dergahların buraya bağlı olduğu gerçeği şimdi ne yazık ki yaşanmıyor. Nasıl yaşanmıyor; bölünmüş. Osmanlı bizi parça parça etmiş,üç ana gruba bölmüş. Bunlar, Babagan kolu, Çelebi kolu (Benim mensup olduğum) ve Dedegan kolu. Dedegan kolunun büyük bir kısmı bize bağlıdır. Bize bağlı olmayan Dedegan kolu da vardır. Üç ana grupta toplanıyoruz. Bize bağlı olan dedelerin kontrolü yine bizde devam ediyor. Yıllık belgeler veriyoruz yine onlara. Bunlar da iki grupta olur; birisi direkt bağlı olan buraya, diğeri ise dedeler kanalıyla bağlı olan Alevi-Bektaşi toplumu. Direkt bağlı olanlara istediğiniz dedeyi gönderirsiniz belgelerle. O gider orada görevini yapar gelir. Öbür taraftan da kendi taliplerine giderler; kendi taliplerini görgüden geçirir, hizmetlerini yaparlar.

Bunun ne zamandan beri yapıyorsunuz?
Bu devam ediyor, Hacıbektaş Veli’den beri devam ediyor. Halen de devam ediyor, gizli saklı devam ediyor. Mevcut yasarımıza göre dedelerin ibadet ettirmesi suçtur. Yasalaşmasını istiyoruz. Laikliği koruyarak yasalaşmalı. Bu tarihi gerçekse eğer, bu devam etmeli. Yasaklasanız da devam edecektir. Nereye kadar yasaklayacaksınız ki? Bu bir gelenek… Şimdi biz dedemize görev verdiğimizde talip soracak o belgeyi. “Sen gittin, yundun, yıkandın mı?” diyecekler. Bunu bir Hacıbektaş Dergahı yapıyor, Eskişehir’deki dergah yapıyor mu, bilmiyorum. Babagan kolu çok farklı,bilmiyorum.

Sizin buradaki rolünüz nedir? Veliyiddin Ulusoy’un Alevi toplumu üzerindeki anlamı ne?

Anlamı, Hacıbektaş Dergahında postta oturan aile anlamındadır.

Günümüz Aleviliği, şehirlerde cem evleri kuruluyor, çeşitli dergahlar var. Bunlar ne anlam ifade ediyor.
Bu bir tepki bence. Sivil toplum örgütleri kurulmaya başlandı; beraberinde de cem evleri de yapılmaya başlandı. Tamam yapılmalı ama bunlar cami gibi, mantar gibi çıkmamalı. Önemli olan onun içindeki insanların yetişmesi, bu daha önemli. Cemevi bir ihtiyaç, bu bir gerçek; cemevleri sırf ibadet yeri olarak kabul edilmiyor; yani bir kültür evi niteliğinde. Orada bir düğün de yaparsınız, bir yemek verirsiniz, ibadet de yaparsınız. Her türlü toplumsal ihtiyacın giderildiği yerler olarak biz onu görüyoruz, işin gerçeği de o zaten. Tarihte, peygamber döneminde de aynısıymış; şimdi Allah’ın evi oldu. Allah’ın evinde ticarethaneler var. Cemevlerinde de var?!

Benziyoruz mu diyorsunuz?

Aslında benziyoruz, televizyonda yapılan cemlere bakıyorum; gülbenkler kalkmış, bir kandil ge